KEŞAP İLÇESİ HABER YORUM VE FORUM SİTESİ


MUSTAFA SUPHİ VE GİRESUN

Yazı kategorisi: KATEGORİLER yazan: eratyas Temmuz 18, 2007

MUSTAFA SUPHİ
1883’te Giresun’da doğdu. İstanbul’da hukuk mektebini bitirdikten sonra öğrenimini Paris’te Siyasal Bilimler Okulunda sürdürdü. Türkçülük eğilimi ile öne çıkan Milli Meşrutiyet Fırkasının gezetesi İfham’ın yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Suphi, 1913’de Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesiyle birlikte başlatılan terör dalgasından payını aldı ve Sinop’a sürüldü.
Buradan kimi arkadaşlarıyla birlikte bir balıkçı teknesiyle Karadenize açılarak Rusya’ya geçtiler. 1. Paylaşım Savaşında Osmanlı vatandaşlarıyla birlikte Mustafa Suphi de enterne edilerek Rusya’nın içlerine, önce Kaluga’ya oradanda Ural bölgesine sürüldü. Mustafa Suphi savaş esiriyken Bolşeviklerle ilişki kurdu ve Türk savaş esirleri arasında propaganda ve örgütlenme faliyetlerine koyuldu. Devrimin ertesinde Moskova’ya gelen Mustafa Suphi, Yeni Dünya dergisini çıkardı. 1918 Kasım ayında, Moskova’da Müslüman Komünistler Kongresi’ne katıldı ve burada Tüm Rusya Müslüman İşçileri Merkez Komitesi’ne seçildi. Bu komiteye bağlı Uluslararası Doğu Propaganda Dairesi Türk Seksiyonu Başkanlığını üstlendi. Mustafa Suphi, Aralık 1918’de Uluslararası Devrimciler Toplantısı’na ve Mart 1919’da III.Enternasyonel’in I. Kongresine Türkiye delegesi olarak katıldı. 1919 başında Kırım’da 75 günlük Sovyet iktidarı sırasında Beyaz Orduyla savaşan Uluslararası Doğu Alayı’nı kurdu. Denikin kuşatmasını yararak Odesa’ya çekildi. Mayıs 1920’de hareketin merkezini Bakü’ye taşıdı ve Türkiyeli komünistlerin örgütlenmesine hız verdi.
Anadolu’ya sevkedilmek üzere bir Türk Kızılordu birliği oluşturuldu. Bu adımlar atılırken Suphi, Anadolu’daki Büyük Millet Meclisyle ilişki kurmaya çalıştı. Anadolu’da örgütlenme girişimleri ve Ankara’yla haberleşme sürerken, 23 Temmuz 7 Ağustos 1920’de toplanan 3. Enternasyonal’in 2. kongresi, Şark Milletleri Kurultayı’nın toplanmasını kararlaştırdı. 1Eylül 1920’de toplanan kurultaya Doğu ülkelerinden komünist olan olmayan 1831 delege katıldı. Ve nihayet 10 Eylül 1920’de TKP’nin ilk kongresini toplama başarısını gösterdi

Bilinen hikâyedir, TKP’li Mustafa Suphi, karısı ve bazı yoldaşları, Mustafa Kemal’le yaptıkları yazışmalardan aldıkları cesaretle Moskova’dan Türkiye’ye gelmeye karar verirler. 28 Aralık 1920′de Kars’a varırlar ama gruptan iki kişi (Mehmet Emin ve Süleyman Sami) “propaganda yaptıkları” gerekçesi ile tutuklanınca Mustafa Suphi, Mustafa Kemal’le konuşmak üzere Ankara’ya gitmeye karar verir. (Aslında bu iki kişi polis ajanıdır.) Ama kafilenin güvenliğini sağlamakla yükümlü olan Kazım Karabekir Paşa, bunu yapmak yerine güzergahtaki mülki amirlere imalı telgraflar çeker. Satır aralarını okuyan “vatansever güçler” ellerinden geleni artlarına koymazlar ve kafileyi Erzurum’a sokmazlar. Grup bu sefer Trabzon’a gitmeye karar verir ancak Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti başkanı ve eski Teşkilat-ı Mahsusacı Barutçuzade Ahmet Bey’in oğlu Faik Bey’in gazetesi İstikbal’in kışkırtıcı yayınları sayesinde Trabzon’da halk çoktan galeyana gelmiştir. Çünkü 15 komünistin bile vatanı tehlikeye sokmasından korkarlar! Can güvenliklerinin olmadığını nihayet anlayan grup Bakü’ye dönmeye karar verir. Trabzon’daki Sovyet Konsolosu Bagirof’un araya girmesi ile yetkililer Suphileri 28-29 Ocak 1921 gecesi, kayıkçılar kahyası Yahya’nın temin ettiği motora bindirir. Ama motor Bakü’ye hiç gitmez. Yahya’nın adamlarından Faik Reis ve şürekası Sürmene açıklarında Suphilere yetişir ve hepsini boğarak denize atar. Cinayetin görgü tanığı Abdülkadir Yoldaş’ın başka şahitlerce doğrulanan ifadesine göre, Yahya Kahya, Suphi’nin eşini önce kapatması yapar, sonra eşraftan Nemlizade Ragıp Bey’e devreder, ardından da Rizeli kabadayılara hediye eder. Zavallı kadın, bir alem sırasında hayatını kaybeder.
Suikast haberinin duyulması üzerine Sovyet Dışişleri Komiserliği olay hakkında bilgi ister, Ankara olayı “deniz kazası” olarak gösterir, ancak Kazım Karabekir gibi Doğu cephesi komutanları “öldürme” olayını kabul ederler. Mete Tunçay’a göre, öldürme işinden Ankara’nın haberdar olduğunu kestirmek zordur ancak kararın Kazım Karabekir’den çıktığı kesin gibidir. Peki Sovyet Hükümeti’nin tavrı ne oldu? Elbette Sovyet Rusya’nın “alî çıkarları uğruna” olay sineye çekildi.
Ancak hikâye burada bitmez. Bir süre sonra, Yahya Kahya’nın Mustafa Kemal’in ezeli rakibi Enver Paşa ile temasa geçtiğinin duyulması Ankara’da rahatsızlık yaratır. Uzun takiplerden sonra ele geçen Yahya Kahya 12 Ocak 1922′de yargılanmak üzere Sivas’a gönderilir. Araya “hatırlı” birilerinin girmesi ile serbest bırakılır ve Trabzon’a döner. Ancak, Suphilerin öldürülmeleri meselesini ima ederek sağda solda “Sanki bütün işlerde ben tek başıma mı idim? Daha üstüme varırlarsa her şeyi olduğu gibi ortaya dökerim” diye tehditler savurması üzerine defterinin dürülmesi farz olur. 3 Temmuz 1922′de, Ankara’da kimliği bilinmeyen kişilerce öldürülünce Kazım Karabekir, Mustafa Kemal’in bu olayı kendi üzerine yıkmaya çalıştığını iddia ederek, Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’i tahkikata memur eder. Ali Şükrü Bey raporunda Yahya’nın Giresunlu Topal Osman ve adamlarınca öldürüldüğünü ileri sürer ancak olay hiçbir zaman açıklığa kavuşmaz. Topal Osman’ın akibeti ise Meclis’te Mustafa Kemal’in tepesini attıran Ali Şükrü Bey’i öldürdükten sonra müsademede öldürülmek olacaktır.

 

Yorum Yapın