KEŞAP İLÇESİ HABER YORUM VE FORUM SİTESİ


KARADENİZ VE LAZLAR

Yazı kategorisi: KATEGORİLER yazan: eratyas tarih: Haziran 28, 2007

KAFKASYA VE ANADOLUDAKİ KOMŞULARIMIZ LAZLAR VE LAZCA

Ülkemizdeki diğer halklar gibi; Lazların köken, kültür ve dilleri hakkında pek sağlıklı bilgilere ulaşmak oldukça zor. Bunun en büyük sebebi, Farklılıkları yok sayan inkârcı sistemdir. Megreller, “Gürcüler” ve Svanlarla akraba olan Lazlar, Güney Batı Kafkasya ve Güney Doğu Karadeniz Bölgesinin Yerli halklarından bir tanesidir.Lazca ve Megrelce birbirlerine yakın iki kardeş dildir.
Lazlardan, ‘Laz’ adıyla ilk bahseden 1. yüzyıl tarihçisi Plinius olmuştur. 2.yüzyıl tarihçisi Arrianus zamanında, Lazlar Sohumi’den başlamak üzere Trabzon’a kadar olan bölgede yaşamaktaydı. Roma/Bizanslıların ‘Laz’ dedikleri bu halkı “Gürcüler” (“Kartveliler”) ve Abkhaz-Abazalar ‘Megrel’; Roma/ Bizanslıların ‘Lazika’ dedikleri devletlerine de “Gürcüler” ve Abkhaz-Abazalar ‘Egrisi’ der.

KOLKHETİ=LAZİKA=EGRİSİ

Lazların en eski tarihleri, Kolkheti yönetim ve kültür alanıyla yakından ilişkilidir. Kolkheti adından ilk kez MÖ 8. yüzyıla ait Urartu Yazıtlarında bahsedilmiştir. Kolkheti yönetim alanı (günümüzde Abkhazya sınırları içinde kalan), Gagra’dan başlamak üzere Çoruh yatağına kadar olan bölgeyi kapsamaktaydı. Kolkheti kültür alanının sınırları ise güneyde, Trabzon’a kadar uzanmaktaydı.

Kolkheti, Homerik Çağ Greklerinin ilgi alanıydı. Argovnatlar, Karadenizi aşarak ‘Altın Post’u ele geçirmek için Kral Aeetes’in ülkesi Kolkheti’ye ayak basmışlardı.

Milattan öncesine dayanan çeşitli yazılıkaynaklar, Güneydoğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan, birbirleriyle kaynaşmış ve Kolkheti vadisinde yaşayanların akrabaları olan kabileleri zikreder.

MÖ 1. yüzyılda Kolkheti (Lazika/ Egrisi) ve Kartli (İberya/ Gürcüstan) krallıkları arasında birbirleri üzerinde egemenlik kurmayı amaçlayan sürekli savaşlar yaşandı. Bu savaşlar sonucunda Roma İmparatorluğu bölgeye askeri müdahelede bulundu.

MS 1.yüzyıldan itibaren ‘Kolkh’ yerine ‘Laz’ veya ‘Megrel’ olarak anılan Megrel-Lazlar, önce Pontus Krallığına ve daha sonra da Roma İmparatorluğuna karşı bağımsızlık savaşı başlattı. 69-79 yıllarında Lazların başında bulunan Anicetus, halkını Romalılara karşı ayaklandırdı. Romalılar stratejik bir bölge olan Lazika’yı bırakmak istemiyordu. Ancak Lazların Özgürlük mücadelesi karşısında Lazika’yı terketmek zorunda kaldılar. Lazika giderek güçlendi ve bugün Batı Gürcüstan olarak bilinen bölgede hakim oldu.

Lazika’nın güçlenmesi,Laz akınlarının Çoruh’u aşarak Güneydoğu Karadeniz Bölgesi’ne de yönelmesi ve Lazların bu bölgeye kitlesel göçleri, Pontus Kralı 2. Polemon’u tedirgin etti. Krallığını Lazlardan koruyabilmek amacıyla hükümetini Romalılara teslim etti. Roma İmparatorluğunun bir eyaleti haline geldi. Bu eyalete ‘Pontus Polemonyakos’ adı verildi. Trabzon’un doğusundan Çoruh yatağına kadar olan bölge Lazların eskiden beri yoğun olarak yaşadığı bir bölge olmasına rağmen, Lazika Krallığının yönetimi dışında kaldı.

DENGELER VE LAZİKA KRALLIĞI

2. yüzyıldan başlamak üzere, Lazika Krallığı güçlendi ve 4. yüzyılda yönetim alanını Trabzon’a kadar genişletemediyse de etki alanı içine aldı. 395′te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması, Lazika Krallığının güçlenip genişlemesine imkan sağladı. Lazika Krallığı, bugün Batı Gürcüstan olarak bilinen Kolkheti’yi iktisadi, siyasi ve askeri açılardan birleştirdi. Lazika Krallığı, bir Bizans vasalı olmasına rağmen, kendisine bağlı vasalları da vardı.

LAZLAR VE HIRİSTİYANLIK

Lazcada bugün de kullanılan gün isimlerinden anlaşılacağı gibi gökyüzü, güneş ve ay kutsal sayılıyordu. Lazların, işgalci Roma/ Bizansın dinini ilk kabul eden topluluklardan olduğu doğrudur. Ancak yayılmacıların, Lazların yaşadıkları yörelerde açtıkları kiliseler siyasi kurumlar olarak kalmıştır. Bu kiliseler yayılmacı Roma/Bizans ve ‘Pontus’un dayatmacılıklarının sembolleri olarak görülmüş, Lazlar kendi otantik inançlarını ,şeklen Hıristiyan oldukları dönemlerde de sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla Roma/Bizans ve ‘Pontus’ ile çatışma halinde olan Lazların Osmanlıların dini olan İslâmiyeti süreç içinde kabul etmeleri, Roma/ Bizans ve ‘Pontus’a duydukları doğal tepkinin bir sonucuydu.

ÇİN VE HİNDİSTAN’A BAĞLANAN TİCARET YOLLARI

Lazika Krallığının yönetimi altındaki bölge, çok önemli bir geçiş noktasıydı. Çin ve Hindistan’a bağlanan ticaret yolları bu bölgeden geçmekteydi. Dolayısıyla da, Bizanslılar ve Persler için büyük bir önem taşımaktaydı. Perslerin, Lazika’yı ele geçirmek istemelerinin bir diğer nedeni de, müttefik olarak gördükleri ve Kafkas önlerinde ve Doğu Avrupa’daki kavimleri, Lazika’yı bir üs olarak kullanarak Bizanslılara karşı savaşmaları için yönlendirmek istemeleriydi.

Bizanslıların uyguladığı baskıcı yöntemler, Lazika halkları arasında Bizans karşıtı eğilimlerin artmasına neden oldu. Bu eğilimlerin güçlenmesi, Persler için bulunmaz bir fırsattı. Ancak Lazika kralı Gubaz, gerek Bizans ve gerekse Persler arasındaki çelişkilerden yararlanarak dengeli bir dış politika uygulamaya çalışarak yönetimi altındaki halkların zarar görmelerini önlemek düşüncesindeydi.

Kral Gubaz’ın Bizans karşıtı ve Perslerle müttefikliğe yönelik politikası, Bizanslıları oldukça rahatsız etti ve bütün güçleriyle Lazika’ya saldırdılar. Yıllarca süren savaşlardan sonra 465′te Bizans ve Lazika anlaşarak çatışmalara son verdiler.

BİZANS’IN LAZİKA’YI BÖLME SÜRECİ

Lazika Krallarının kendilerine sadakat göstermeyeceklerini ve Trabzon’un doğusundaki yoğun Laz nüfusun da kendileri için ileriye yönelik potansiyel bir tehlike olduğunu bilen Bizanslılar, Lazika Krallığının yönetimi altındaki Abkhaz-Abaza ve Svanları Lazika’dan ayırma planlarını uygulamaya koydu. Bizans’ın amacı, Lazika’nın etnik ve siyasi etkinliğini kırarak, bu krallığı süreç içerisinde yok etmekti. Bizanslılar gerektiğinde de Abkhaz-Abaza ve Svanları hem Lazlara hem de birbirlerine karşı savaştırmayı düşünüyordu.

8. yüzyıla gelindiğinde, Lazika krallığının yönetim alanında nüfusunu Abkhaz-Abazalar, Svanlar, Megrel-Lazlar ve bölgeye Kartli’den göç eden “Gürcüler”in oluşturduğu Abkhazya Krallığı sahneye çıktı. 780′lerde Abkhazya Krallığının sınırları Kuzeybatıda Nikopsia (Tuapse), güneyde ise Çoruh yatağına kadar uzanıyodu.

KARADENİZ KIYILARINA “GÜRCÜ” (“KARTVELİ”) GÖÇÜ

Lazika’nın Rioni havzasının güney kesimi 5. ve 6. yüzyıllardaki Bizans-Pers savaşları nedeniyle Megrel-Laz nüfusunun tamamına yakınını yitirmişti. Bu yüzden Arap istilalarından etkilenen “Gürcüler” Kartli’den kitlesel olarak göç ederek süreç içinde bu bölgeye yerleştiler. Böylece günümüzde Müslümanları Laz, Hıristiyanları Megrel olarak adlandırılan Megrel-Lazlar arasında, arasında “Gürcüler”den oluşan ve yine günümüzde Gurya/Acara olarak bilinen tampon bölge oluştu.

GÜNEYDOĞU KARADENİZ’DE TAMPON BİR LAZ DEVLETİ

‘Abkhaz’, Ran, Kakhet, Somkhetlerin kraliçesi olan Tamara zamanında aktif bir politika izlendi. Kraliçe Tamara döneminde, Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar olan bölgede yaşayan çok farklı etnik kökenlerden halklar konfederal bir yapılanmaya gittiler. Haçlı Seferleri’nden ve Bizans Sarayı’ndaki iktidar çatışmalarından yararlanıldı. Bizans üzerine giden konfederal ordu Güneydoğu Karadeniz’deki Lazların da aktif desteğiyle Çoruh’tan başlamak üzere Karadeniz Bölgesi’nde etkili oldu. Amaç konfederal bu yapının içine, etnik olarak Lazlardan oluşan bir Laz devletini de katarak, bu bölgede Selçuklu ve Bizanslılara karşı konfederal yönetimin güvenliğini bu tampon Laz devletiyle pekiştirmekti.

Latinlerin 1204′te İstanbul’u işgal etmeleriyle, Bizans İmparatorluğu zaafa uğradı. Bu gelişmeler, konfederal krallığın sınırlarını Trabzon’u da içine alacak şekilde genişletmesine yardımcı oldu. Trabzon yöresine de Laz nüfusunun akışı hızlandı. Trabzon Krallığı üzerindeki Kafkasyalıların konfederal yönetiminin etkisi ve Trabzon’un doğu kesimlerindeki Lazların, Bizans boyunduruğundan kurtulması Bizanslıları rahatsız ediyordu. Trabzon Krallığı yönetiminde, Bizans yanlısı gruplar ile Kafkasyalıların konfederal yönetiminin desteklediği Lazlar arasında kıyasıya bir iktidar mücadelesi başladı. l204′te ‘Lazia Thema’sı kuruldu.

BİZANS’IN SONU

Lazların Bizanslılarla olan mücadelesi, 1453′te Osmanlıların Bizans İmparatorluğuna son vermelerile bitti. 2.Mehmet, Karadeniz’i bir Osmanlı gölü haline getirmek istiyordu. Tahta çıkar çıkmaz, 1451′de Doğu Karadeniz kıyılarına 50 kadar kadırga gönderdi. Batumi civarı ve Sohumi’de etkinlik kurarak, bu bölgelerde yaşayan Abkhaz-Abazaları, Megrel-Lazları ve “Gürcüler”i yönetimi altına almaya başladı. Böylece Trabzon Krallığı doğusundan kuşatılmış oldu. Soçi’den başlayan, Kuzeybatıya doğru Karadeniz kıyıları ise, Kırım Hanlığının kontrolü altındaydı. Trabzon’un doğu kesimlerinde bugün olduğu gibi o zamanda yaşayan Lazlar ise, Trabzon Krallığı yönetimi altında ancak ‘Rum’ yönetimiyle çatışma içindeydi. Lazlar, bir anlamda Trabzon Krallığını ele geçirmek isteyen Osmanlıların müttefiki durumundaydı.

1461′de Osmanlıların Trabzon Krallığını ele geçirmeleriyle birlikte Lazlar da Osmanlı yönetimine girmeye başladılar.

OSMANLI YÖNETİMİ VE LAZ DEREBEYLERİ

1519′da Trabzon, Batumi’nin de dahil edilmesiyle ayrı bir eyalet haline getirildi. Bu bölgeyi 1640′ta dolaşmış olan Evliya Çelebi’ye göre, Eyaletin beş sancağı şunlardı: Canik, Trabzon, Gönye, Aşağı Batumi ve Yukarı Batumi. Lazistan’ın merkezi Gönye idi. Kazaları ise, Atina(Pazar), Sumla, Viçe/ Biçe ve Arhavi’ydi.

Osmanlı yönetimi, Güneydoğu Karadeniz Bölgesini yönetsel birimlere ayırdı. Koch, 15 derebeyliği sayar: Atina(Pazar, iki), Bulep, Ardeşen, Viçe, Kapiste, Arhavi, Kisse, Hopa, Makriali, Gönye, Batumi, Maradit, Perlevan ve Çat derebeylikleri.

1851′de Acara çevresi, Aşağı Gurya ile birlikte, kurulmuş olan Lazistan Sancağı’na bağlandı. 1877-1878 (’93′) Osmanlı-Rus savaşları sonucu Batumi’nin Rusların eline geçmesiyle, Lazistan Sancağı’nın merkezi Rize’ye taşındı.

GÜNEY KAFKASYA

Rusların bölgede etkili olmaya başlamalarından önce, 17 yüzyılda bugün Gürcüstan olarak bilinen coğrafyada üç krallık bulunuyordu. Başkenti Tiflis olan Kartli Krallığı; kuzeydoğuda Kakheti Krallığı ve batıda da Kutaisi civarını elinde bulunduran İmereti Krallığı. Bu krallıklardan ilk ikisini İranlılar, sonuncusunu da Osmanlılar denetliyordu. Doğu Karadeniz kıyıları,adı geçen bu üç krallığın egemenlik alanı dışındaydı. Kuzeyde Soçi-Sohumi arası Abkhazya’ya; Sokhumi-Poti arası Megrelya’ya; güneyde Poti-Batumi arası Gurya’ya aitti. Bu üç prenslik Osmanlı’ya haraçla bağlıydı. Güneybatı’da ise, Samtshe ve Saatabego prenslikleri vardı. Bu prensler zamanla İslâmiyeti benimsediler ve Osmanlı’ya doğrudan bağlı birer valilik haline geldiler.

OSMANLI COĞRAFYASINA LAZ GÖÇLERİ

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sonucunda,yerlisi oldukları bölgelerin ve Batumi’nin Rusların eline geçmesinden sonra, Müslüman Lazların bib kısmı Osmanlı topraklarına kitlesel olarak göç etti ve İzmid Sancağı içinde bulunan bölgelere yerleştirildiler. Osmanlı-Rus savaşlarında Laz gönüllüler Ruslara karşı Osmanlıların safında savaşmışlardı. 16 Mart 1921 Türk-Rus Antlaşması üzerine de bir kısım Müslüman Laz yine Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır.

LAZLARIN KURTULUŞ SAVAŞI’NA VE CUMHURİYET’E KATKILARI

Lazların, küçük kayıklarıyla olan denizcilik faaliyetleri,Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Büyük miktarda silah ve mühimmat Batumi’den Samsun’a Laz takalarıyla getirildi. Lazlar da, diğer Osmanlı tebaaları gibi, Cumhuriyetin kurulmasında fedakarlıklarda bulundular, emek verdiler.

Batı Gürcüstan’ın Megrelya (Samegrelo) bölgesinde konuşulan Megrelce’ye yakın bir dili konuşan Lazlar, Rize’nin Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin, Fındıklı; Artvin’in Arhavi, Hopa ilçelerinde; Acaristan’ın Batumi kenti civarında; Abkhazya’da ve 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı ve sonrasında Osmanlı topraklarına göç ederek yerleştikleri Türkiye’nin batı bölgelerinde de (Adapazarı, Düzce, Bolu, Akçakoca, Yalova vb.) yoğun ve toplu olarak yaşamaktadırlar.
TÜRKİYEDE GÜNÜMÜZDE LAZCA
Cumhuriyet Gazetesi’nin “RTÜK’ten “Lazca”yayına Uyarı” başlıklı haberi, “bu konuda” henüz yasal düzenlemelerin yapılmamasından kaynaklanan “uygulamalar”a ilişkin durumu gözler önüne sermektedir : “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Rize Gelişim TV’ye “Lazca” yayın yaptığı için uyarı cezası verdi. Üst Kurul, Gelişim TV’nin “Lazca” sunduğu müzik-eğlence programı ile “radyo ve televizyon yayınlarının Türkçe yapılması” ilkesini çiğnediğini savundu. Üst Kurul, bu kuralı bugüne kadar yalnızca Kürtçe yayınlar konusunda uygulamıştı. Gelişim TV’ye verilen ceza, aynı zamanda Kürtçe dışında başka dilde yapılan bir yayına ilk kez ceza uygulanması anlamına geliyor.” (16 Şubat 2002).
Türkiye’nin taraf olduğu “Lozan Antlaşması”nın yalnızca Hıristiyan ve Musevî azınlıkların “kültürel haklar”ını tanımadığı, Lazca gibi konuşanlar sayıca (daha) az diller”veya“yerel diller”in varlıklarını da güvence altına aldığını belirten bazı yorumlara günümüzde sıklıkla rastlanmaktadır. Oktay Ekşi ve Sedat Ergin, makalelerinde bu konuyla bağlantılı olarak “Lozan Antlaşması”nın 39. maddesinin dördüncü fıkrasını aktarıyorlar:

.” “CHP’nin tek parti yönetimi” ve “Soğuk Savaş yılları” boyunca Türkiye’nin “çok dilli” bir ülke olduğu gerçeği kabullenilmek istenmedi. Türkçe’nin resmî dil olmasının yanında, Lazca gibi “konuşanları sayıca (daha) az diller” veya “yerel diller”in de varlıklarını sürdürebilmeleri ve kurumsallaşmalarının , “uluslaşma” önünde bir engel teşkil etmeyeceği görülmedi. Bunun yerine, bu dillerin konuşulmaları bile yasaklanarak konuşanlarının sayısının her geçen gün azaltılması amaçlandı. Bu “yasak diller”, 1920’lerde esas olarak Türkiye’nin belirli bölgelerinde konuşulurken, günümüzde “doğal” olan veya olmayan sebeplerden dolayı yaşanan göçlerle Türkiye’nin hemen her yerinde konuşulmaktadır. Günümüzde, Lazca gibi “konuşanları sayıca (daha) az olan diller” veya “yerel diller” gündeme geldiğinde kimileri “bu diller”i “bölücülük” sebebi olarak lânse etmeye çalışmaktadır. Kimileri de “anadil eğitimi ”, “anadilde eğitim” vb. tartışmaları “Kürtçe” üzerinden yapmaktadır. Oysa ne “bu diller” lânse edilmeye çalışıldığı gibi “bölücülük” sebebidir ne de “Kürtçe” Türkiye’nin tek “konuşanı sayıca (daha) az dil”i veya “yerel dil”idir. “Bu diller” ülkemizin ve bütün insanlığın ortak zenginliğidir. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan ve “her türlü olumsuz şart”a rağmen, günümüze ulaşabilme becerisini gösteren“bu diller” ister yüz kişilik bir köyde konuşuluyor olsun, ister çok daha fazla insan tarafından toplu veya dağınık çok daha geniş yerleşim birimlerinde yaşatılıyor olsun aynı eşitlikte geleceğe taşınma hakkına sahiptir.“Bu diller” deyaşamalı, geliştirilebilmeli ve her türlü iletişim araçlarıyla gelecek kuşaklara aktarılabilmelidir. Türkiye’nin “çok dilli” bir ülke olduğu gerçeğinin kabul edilmesi, resmî dil Türkçe’nin ışındaki bu “yasak diller”in de kurumsallaşabilmeleri ve kendilerini geleceğe taşıyabilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması, toplumun demokratikleşmesine, toplumsal birlik ve barışa şüphesiz önemli bir katkı olacaktır.

Kurtuluş Savaşında büyük yurtseverlikler gösteren Lazların torunları günümüzde bir demokratik haktan mahrum bırakılıyor. TRT, hiçbir gerekçe göstermemesine rağmen, Lazca yayın yapmıyor. ‘Lazuri P’arametepe’ adıyla Türkçe ve Lazca olarak geçen yıl çıkan kitap, TRT’nin Lazcayı yok sayan tavrına anlamlı bir tepki özelliği taşıyor.

Bu çalışma, Lazca’nın yaşayan bir dil olduğunu tescil ve tespit ediyor. Böylelikle; TRT’nin Lazca TV ve radyo yayını yapmayarak Lazca konuşan insanlara nasıl bir haksızlıkta bulunduğu bir kez açıkça daha anlaşılıyor. TRT, 7 Haziran 2004 tarihinden itibaren beş anadilde radyo ve televizyon yayınlarına başlamış, ancak Lazca’yı yok saymıştı.
Günümüzde Lazcayı yaşatmak amacıyla Türkiye’de yayınlanan ilk ve tek yayın http://www.kolkhoba.org adını taşıyor
KAFKASYADAKİ LAZCA VE MEGRELCE
Kafkasya’da Lazca gibi dillerin yazıya geçirilme süreci Sovyetler Birliği döneminde, 1920’li yıllarda başlamıştır. Bu dillerin alfabeleri ilk dönemde Latin Alfabesine dayalı olarak gelişti ve bu dillerin kültürel özerklikleri başladı. Sonraki dönemde bu dillerden bazılarının alfabeleri Kiril Alfabesine dönüştürülerek kültürel özerklikleri devam ettirilirken; Lazca, kültürel özerkliği ortadan kaldırılan dillerden biri oldu.

Türkiye’de, Lazların geçmişte bir alfabelerinin bulunduğu bilgisi her zaman şüpheyle karşılanıyor ve ciddiye alınmıyordu. Oysa Lazların Latin Alfabesine dayalı ilk alfabeleri Gürcüstan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde 1929 yılında yayınlanmış olan “Kızılyıldız” isimli gazetede kullanıldı. Sovyetler Birliğinin çöküş döneminde, Lazların kültürel haklara sahip oldukları yıllarda yayınlanmış bir dizi esere de ulaşıldı.

Alfabe, 1935 yılında Abhazya Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Sohum’da İskender Tsitaşi adıyla yayınlandı. Alfabe, ilköğretim okullarının birinci sınıf öğrencilerinin kullanımı için hazırlandı. İlk dönemde Sovyetler Birliği Laz çocukları, yaşadıkları yörelerdeki okullarda anadil dersleri görüyorlardı. İskender Tsitaşi bu Laz okullarının direktörü idi.

Lazcanın yazı dili olmasında çok önemli bir yeri olan bu Alfabe, öncelikle Laz çocuklarına Lazca okuma-yazma öğretme misyonu ile hazırlanmıştır. Sovyetler Birliği ilköğretim okulları birinci sınıf müfredatına uygun olan bu kitap birbirinden güzel Lazca okuma parçalarına sahiptir.

1937 yılında İskenderi Tsitaşi adıyla Lazca olarak Sohum’da yayınlanan “Okuma Kitabı” adlı eser de, ilköğretim okullarının ikinci sınıfları için hazırlandı ve okutuldu. Abhazya Devlet Yayınevi yayını olan bu Lazca kitabın editörü Seidi Koseşi, redaktörü ise Mamedi Vanişi.

Bilindiği gibi, İskender Tsitaşi Lazların büyük şairi ve bilim adamı. 1930’lu yılların sonlarına kadar Gürcüstan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde öğretim veren Laz okullarının direktörü. Stalin’in emri üzerine İskender 1938 yılında öldürüldü. Kısa bir süre sonra Laz halkı Sibirya’ya sürgün edildi. Bununla kültür özgürlüğü gaddarca son buldu.

Lazcaya en yakın dil olan Megrelce, Sovyetler Birliğinin varlığını önce kabullenip sonra inkâr ettiği talihsiz dillerden bir tanesi. 1930’lu yıllarda Gürcüstan ve Abhazya’da yaşayan Megreller için Kazakişi Gazeti, Samargaloşi Çai, Narazenişi Çai, Samargaloşi Tutumi, Makhorkhali ve Komunari gibi gazeteler Megrelce olarak yayınlanmış fakat Sovyetler Birliğinin inkârcı politikaları sonucunda yayın hayatlarına son verilmişti. Megrelce, Abhazya’da ve Megrelya’da günlük yaşamda baskın olarak kullanılan bir dildi. Ancak Megrelce eğitim ve haber dili haklarından mahrum bırakılmasına rağmen günümüzde de bu özelliğini koruyor. Megrelce Abhazya’da Rusçadan sonra en fazla konuşulan ikinci dil olarak yaşıyor.

Abhazya’da Megrellerin yoğun olarak yaşadığı güney bölgesindeki Gali’de bir gazete yayınlanıyor. Gali adını taşıyan bu politik gazete Abhazca, Rusça ve Megrelce olarak yayınlanıyor. Gali 1990’lı yılların sonlarından günümüze kadar çeşitli periyotlarda yayın yapıyor. Gazetede Abhazca ve Rusça Kiril harfleri ile, Megrelce Gürcü harfleri ile yazılıyor.

Redaktörlüğünü Nugzar Salakaya’nın yaptığı gazete, tabldot boyda 4 sayfa olarak 1.000 tirajla basılıyor. Gazetede haberler, politik yorumlar, tarihi-kültürel-turistik konulara ilişkin yazılar, söyleşiler, şiirler, kısa hikâyeler, fıkralar Megrelce olarak yayınlanıyor. Gali Gazetesi Megrelcenin yaşayan ve yazılı bir dil olduğunun ispatı olarak karşımızda duruyor. Lazcanın kardeş dili Megrelce gazete ve dergilerde yazılmaya devam ediyor ve edecek. Türkiye Lazlarının günümüzde acil olarak ihtiyaç duyduğu en önemli konu kapsamlı bir “Lazca-Türkçe, Türkçe-Lazca” sözlüktür. Anadile vakıf ve ehliyetli kişilerden oluşan bir komisyon tarafından kişilerle konuşarak alan araştırması, eskiden yayınlanmış metinler üzerinde çalışma ve sözcük türetilmesi gibi yöntemlerle hazırlanacak bir sözlük, Lazcanın yazılı bir edebiyat dili oluşturulmasını sağlayacaktır. Megrel dilbilimcilerin ve kardeş dil Megrelcenin katkısının sağlanması da çok önemli olacaktır. Anadil toplumsal bir olgudur. Sözlük hazırlamak da toplumsal dayanışmayı gerektirmektedir. Şahıs adlarının ön plana çıkartıldığı ve kolektif çalışma ruhundan yoksun sözlük denemeleri bugün olduğu gibi bundan sonra da ihtiyacımızı karşılayamayacaktır.

FAYDALANILAN KAYNAKLAR:
* “Abhazya Parlamentosu’nun açıklaması”, Kafkasya Yazıları, sayı 6, İlkbahar 1999.İstanbul.
* Ali İhsan Aksamaz, “Lazlara Gülmenin Dayanılmaz Hafifliği”, Özgür Gündem Gazetesi, 15 Haziran 1993, İstanbul.
* Ali İhsan Aksamaz,“Yerel Dilleri Yaşatmak Mı? Öldürmek Mi?” Sorun Polemik Dergisi, Sayı: 5, Kış 2002 ,İstanbul.
* Ali İhsan Aksamaz, “Yaşadıkları Coğrafyanın Otoktonlar: Lazlar”, Özgür Gündem Gazetesi, 19 Temmuz 1993, İstanbul.
* Ali İhsan Aksamaz, “Kafkasyadan Anadoluya Lazlar”, Alaşara Dergisi, Sayı 11, Kasım 1996, İstanbul.
* Ali İhsan Aksamaz, Sovyetler Birliğinin Milliyetler Politikası ve Kafkasya, Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı 199, Temmuz 2000, İstanbul.
* Ali İhsan Aksamaz, Yeni Karadeniz Güneşi Gazetesi, Sayı: 9, Kasım 2001, İstanbul.
* B.George Hewitt,”Güney Kafkasya ve Megrel-Lazların Kültürel Hakları”, Birikim, sayı 85, Mayıs, 1996, İstanbul.

* B.George Hewitt,”Diller Dağı: Kafkasya” , Tarih ve Toplum, sayı 189, Eylül 1999, İstanbul.
* Haldun Özkan, “Ortak Paydamız Lazcadır”(Erkan Temel ile söyleşi), Jineps Gazetesi, Sayı 8, Temmuz 2006, İstanbul.

* Ronald Wixman,” Language Aspects of Ethnic Patterns/Processes in the North Caucasus”, The University of Chicago, 1980, İllionis.

* Ronald Wixman, “The People of the USSR”, Michigan, 1984.

 

Yorum Yapın