KEŞAP İLÇESİ HABER YORUM VE FORUM SİTESİ


HEKİMOĞLU İSMAİL’İN HİKAYESİ

 Halk heyecan uyandıran her olaya bir türkü yakılır; bunlar bestelenir. Kimi dizeler
düşer, yerlerine yenileri eklenir. Konuları ise daha çok ferdî ve sosyal hâdiselere dayanır. Bir
hâdiseyi hikâye etmekten ziyâde, hâdise karşısındaki içli duyguları ve tepkileri dile getirir.3

Hekimoğlu İbrahim ise, halk düşüncesinde kahramanlık destanlarına, türkülerine konu
olmuş; bazıları da onu Robin Hood veya Köroğlu’na benzetmiştir. Hekimoğlu hakkında ilk defa arşiv
vesikaları kullanarak makale kaleme alan Ayhan Yüksel şöyle diyecektir.

“Bugüne kadar Hekimoğlu hakkında yazılanlar bazen kulaktan dolma bilgilere, bazen de
1961 yılında Amerika’dan gönderildiği söylenen bir fotoğrafa dayanmakta, daha da ilginci kendisine
yakılan türkülerden yola çıkılarak hayalî bir Hekimoğlu ortaya konulmaktadır. Hekimoğlu’na ideolojik
amaçla değişik kimlikler bulunulmaya çalışılması ise pek çok halk kahramanı için söz konusu olan bir
tavırdır.”

Aynalı Martiniyle Hekimoğlu İbrahim
(Fotoğrafın 1961 yılında Amerika’dan gönderildiği söylenmektedir.)

26 Nisan 1913 gecesi 8 saat süren bir çarpışmada Yassıtaş Köyü’nde vurularak öldürülmüştür.

Hekimoğlu hakkında bugüne kadar en ciddî araştırma Mithat SERTOĞLU ve Ayhan YÜKSEL
tarafından yapılmıştır. Mithat Sertoğlu halk ağzından derlediği ve doğruluğu kabul gören bir
bölgesel araştırma.4 Ayhan Yüksel ise zamanın devlet kayıtlarına, yani Başbakanlık Osmanlı
Arşivi’nde bulduğu belgelerle konuyu gün yüzüne çıkarmıştır. İlk defa Ayhan Yüksel tarafından
‘Tombak Dergisi’nde yayımlanan belgeler onun hayatı hakkında çok mühim bilgiler içermektedir.5

Hekimoğlu İbrahim Kimdir?

Hekimoğlu İbrahim, Fatsa’nın Yassıtaş Köyü’ndendi. Yassıtaş Köyü, yerli halkın yaşadığı
bir Türk köyü idi. Hekimoğlu, hakkında bir kitap yazmış olan Murat Sertoğlu’nun halk ağzından
derlediği ve doğruluğu genel kabul gören bilgilerine göre Hekimoğlu İbrahim sarışın, yakışıklı,
yiğit ve atak bir gençti, kuvveti ve silâh atıcılığındaki ustalığı ve mahirliği ile diğer
arkadaşları arasında hemen fark ediliyordu.

Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi Karadeniz’de de herkesin bir soy adı, bir lâkap
taşıması pek eski bir gelenektir. Bu bakımdan İbrahim’e Hekimoğlu derlerdi ve adından çok bu lâkapla
anılırdı.6 Sertoğlu, Hekimoğlu’nun ilk yıllarını şöyle anlatıyor.7

“Hekimoğlu İbrahim, Fatsa’da 1900’lü yıllarda 1293 (1876) harbi muhacirlerinden Gürcü
Sefer Ağa’nın değirmeninde çalışmaktadır. Sefer Ağa’nın Fadime adında yeni yetişmiş çok güzel bir
kızı vardı. Fadime bir gün babasını görmek üzere değirmene gelmişti. Sefer Ağa değirmende olmadığı
için onun yerine Hekimoğlu kendisini karşıladı ve bu ilk karşılaşmada birbirlerine âşık oldular.

Hekimoğlu’nun 26 Nisan 1913
Gecesi Öldürüldüğüne Dair Belge

(BOA DH. MTV 55/48)

Rivayetlere göre iki genç uzak yerlerde buluşuyorlardı. Ve işte bu buluşmaların birinde
Gürcüler’den Yusuf adında bir genç bunları gördü. Yusuf onlara orada ‘Gürcü kızlarının evlenmeden
önce nişanlıları bile olsa, bir erkekle buluşup konuşmalarının yasak olduğunu söyledi’. Hekimoğlu
oradan ayrılıp eve geldi, eve kapandı ve kimseyle görüşmedi.

Hekimoğlu’na Gürcüler’in Yassıtaş Köyü’ndeki halkla selâmı sabahı bıraktıklarına, alış
veriş yapmadıklarına dair haberler geliyordu. Aradan iki hafta geçti ve Gürcü Köyü’nden Hasan geldi
ve kendisi ile yarın bağ evinde görüşmek istediğini söyledi. Onların amacı, Hekimoğlu’nu bağ evinde
vurarak bu işi kökünden kapatmaktı.

Hekimoğlu gidip gitmemek arasında kararsızdı. Ve uzun düşüncelerden sonra gitmeye karar
verdi. Eğer gitmezse korkak olduğunu göstermiş ve suçu kabullenmiş olacaktı. Kararını vererek
Martin’ini aldı. Fişeklerini omuzlarına ve beline doladı. Tabancasını da kuşağının arasına
yerleştirdi.

Kendisine nereye gittiğini soranlara domuz avına gittiğini söyledi ve onlardan haklarını
helâl etmelerini istedi. Ama, Gürcü genci bağda onu bekliyordu; çoğunluk onun buraya gelecek kadar
deli olmadığını öne sürüyordu. Fakat Hekimoğlu onların yanına geldi ve ona niçin böyle bir şey
yaptığını sordular. O da amacının kötü olmadığını, her şeyi Yusuf’un abarttığını söyledi.

Bu arada Yusuf silâhını ateşledi. Fakat Hekimoğlu hemen yere yattı ve kurşun sıyırdı. O
arada Hekimoğlu martininin tetiğine bastı ve acı bir çığlık duyuldu. Hekimoğlu oradan uzaklaştı ve
ormana daldı. Gürcüler’den bir kişi ölmüştü ve onun intikamı alınmalıydı. Sabah Fatsa’ya gittiler ve
olayı zaptiyeye bildirdiler. Hekimoğlu ise gidip hükûmete teslim olmayı düşündü, ancak bu delilik
olabilirdi.

O bu cinayeti nefsini korumak için işlemiş olduğuna kimseyi inandıramayacaktı ve haksız
yere bu cezayı çekecek olsa bile hapishanede onu Gürcüler yaşatmayacaklar ve adamları eli ile
öldürteceklerdi. Bu durum karşısında ister istemez dağları kendisine mesken tutmak kanun dışı bir
hayat sürmek durumundaydı.

http://www.turkusokagi.com/hekimoglu.htm

HEKİMOĞLU EŞKIYA RUHLU MU?

Hekimoğlu ise Kumru’da bulunan yakın arkadaşının yanına patika yolları takip ederek
gitti. Arkadaşına, Karataş Köyü’nde bir Gürcü’yü öldürdüğünü anlattı. Ona köye gitmesini ve gelirken
canı tehlikede olduğundan dolayı iki yeğenini getirmesini istedi.

Yolda gelirken çok samimi arkadaşı Gedik Halil de onlara katılınca dört kişi ile
Hekimoğlu Çetesi kuruldu ve Kumru’dan ayrılıp Niksar’a gittiler. Birkaç baskın ve dağa adam
kaldırarak para sıkıntısından kurtuldular.

Bir yıl sonra 11 kişi olup hükûmetin başına büyük belâ oldular. Tokat, Zile, Niksar,
Ünye, Fatsa, Kumru ile Akkuş arasındaki yerlerdeki geniş arazide istediği gibi at koşturuyordu. Bu
arada zaptiye kuvvetleri ile giriştiği birkaç çatışmadan rahatlıkla sıyrılmıştı.

Zorda kalmadıkça adam öldürmemeye dikkat ederdi. Halka zulüm etmekle tanınmış kişilere
musallat olmak ve bunlardan aldığı paraların bir kısmını fukara, yardıma muhtaç köylüye dağıtırdı.
Onun bu davranışı fakir köylüler nezdinde büyük heyecan uyandırmış, onu sevmeye ve ona halk
kahramanı gözüyle bakmaya başlamışlardı. Hangi köye uğrayacak olsa orada sevinç ile karşılanıyor ve
dikkatle korunuyordu. Bunun için zaptiyeler bütün gayretlerine rağmen onun izini bulamıyorlardı.

Bu devirlerde kendisini tanımış bulunan birçok yaşlı hemşehrileri ve kişilerle konuştum.
Hepsi de Hekimoğlu’nun hiç de eşkıya ruhlu, kan dökmekten zevk alan bir kişi olmadığını söylemekte
birleşiyorlar. Bunlardan biri olan eski güreşçilerden İsmail Hakkı Edeoğlu bakın neler anlatıyor.

‘Ben Tokat’ın Kızılcaören Köyü’ndenim. O sıralarda köyün ilkokuluna devam ediyordum. Bir
gün evimize bir takım silâhlı adamlar geldiler; bunların hemen Hekimoğlu Çetesi olduğunu öğrendik.
İşte Hekimoğlu denilen adamı o zaman görüp tanıdım. Orta boylu, sarışın, son derece yakışıklı bir
adamdı.

Biz önce bunlardan korkmuştuk, ama büyüklerimizde bir korku falan görmeyince, bunların
öyle korkulacak bir yeri olmadıklarını hemen anladık. Büyüklerimiz onları dostça karşılamışlardı.
Sonra Hekimoğlu okulumuza geldi. Bizi topladı, sevdi, okşadı. Bize marşlar, okul şarkıları söyletti.

Arkasından derslerimize çok çalışmamızı, yurda yararlı kişiler olmamızı öğütledi.
Giderken de her birimize beşer kuruş verdi.’ Bundan da güzelce anlıyoruz ki, Hekimoğlu bütün
cahilliğine rağmen eşkıya olmak için yaratılmış bir kişi değildi. Bir defa elini kana bulamış ve
kanun dışı bir hayata sürüklenmişti.”

ÜNYE EŞRAFI TARAFINDAN ÇEKİLEN TELGRAF

Bir süre sonra Gürcü Seyyid Ağa ile Hekimoğlu’nun kan davası etnik bir kavgaya dönüşür.
Ünye’den Müderris Yusuf ve 15 imzalı, 15 Aralık 1908’de Dahiliye Nezareti’ne çekilen telgrafta,
Hekimoğlu’nun eşkıyalığı yüzünden Gürcüler’le Türkler arasında meydana gelebilecek çarpışma
tehlikesinden bahsedilmektedir.

Nitekim Hekimoğlu, Gürcü muhacirlerin hasmı durumuna girecek, Gürcüler’e karşı Türkler’i
koruyan ve kollayan bir kişi olarak namlanacaktı.8 Telgrafın asıl çekiliş amacına baktığımızda Ünye
civarında bulunan eşkıyaları kısa bir sürede yakalayan Canik Jandarma Kumandanı Ahmed Bey’in
takibata memur edilmiş olduğu halde geri alınmasının asayişin sağlanmasında zor çıkaracağı ve
mümkünse tekrar vazifelendirilmesi istenmekte ve Hekimoğlu olayının etnik bir kavgaya sebep
olacağından bahsedilmektedir. Ünye’den Dahiliye Nezareti’ne çekilen telgraf şu şekildedir.9

Müderris Yusuf vs. İmzasıyla
Ünye’den Çekilen Telgrafname

(BOA DH. İD. 124 – I/13)

Eşkıya ve firarilerin derdesti ile muhtel bir halde bulunan asayişimizin teskini zımnında kazamıza
izam buyrulmuş olan Canik Jandarma Kumandanı Ahmed Bey’in mücerrebimizin olan tedabir-i hekimhane ve
besaratkaranesi ile eşkiyayı meşhureden Ali, Dralı, Moli Mevlüt arz-ı dehaletle refiki Laz Mehmed
derdest edilerek, hükûmete teslim edilmiş ise de mir-i mumaileyhte takipten el çektirilmiş, livaya
alındığı maat’tessüf görülmüştür. Asayişi memleketi ihlâle tasaddi edilen eşkıya çetelerinin birkaç
günde derdest ve tenkili mir-i mumaileyhin tedbir-i mûttahazesinden kaddiyen memul ve muntazır
olduğundan, şu sırada takipten aldırılması tedabir-i müttehızeyi akim bırakacağı cihetle, selamet ve
asayişi memleket noktayı nazarından muvafık-ı maslahat olamayacağından ve ünlü eşkıyadan Hekimoğlu
nam şakinin icra ettiği şekavetin tarz-ı cereyanına nazaran Gürcüler’le Türkler arasında mukatele
vukuu tehdidesi mevcut olduğundan mir-i mumaileyh buradan infilâk ettirilmezden evvel şu tehlikenin
vukuu esbabının istikmali ehemmiyetle temenni olunur.

İmzalar

Çoldurzade Hakkı, Kahraman Ağazade Rahmi, Mahir Efendi zade Halid ve ahalisinden Feyzullahzade
Rüşdü, Müderris Yusuf, Gazizade Şükrü, Hazinedarzade Asaf, Kadızade Sırrı, Müftizade Remzi,
Sogumoyodiyan,Negalidiyis, Negadiyadis, Hacı Hasan zade İbrahim, Uzun Hacızade Osman, Gusyoziyan.

Ünye’den gelen bu telgraf üzerine Dahiliye Nezareti Trabzon Vilâyeti’ne çektiği 10 Ocak 1909 tarihli
yazıda Müderris Yusuf vs. imzasıyla Ünye’den çekilen telgrafname kopyasının celp ve mütalâasıyla
Canik Jandarma Kumandanı Ahmed Bey’in takibata memur edilmiş olduğu halde geri aldırılmasının neden
kaynaklandığı sorulmuştur.

Hulusi Ağa Vuruluyor

Murat Sertoğlu’na göre, Hekimoğlu’nun dikkat ettiği bir nokta da Gürcü köylerine uğramamak, onlarla
yeni çatışmalara girişmemekti. Onların kendisine karşı ne derece düşman olduklarını bildiği halde o
bu düşmanlığı sürdürmek istemiyordu. Bu sırada hükûmet elinden geleni yaptığı halde kendisini bir
türlü yakalayamıyordu. O günlerde bir Gürcü köyü olan Salihli Köyü’nün ağası Hulusi Ağa zaptiyelerin
başarısızlığı yüzünden o da Hekimoğlu’nun peşine düşmeye karar verdi. Hükûmet onu ‘kır serdarı’
tayin etti. O devirde eşkıya takibinde olan bir kişiye yetki vermek usulü vardı ve çok defalar bu
işte affa uğramış eşkıyalar kullanılırdı. Bu gibilere bir aylık bağlanır ve kendilerine ‘kır
serdarı’ unvanı verilirdi.

Tabii Hulusi Ağa’nın bir eşkıyalıkla ilişkisi olmadığı gibi aylığa falan da ihtiyacı yoktu. Kendisi
varlıklı bir kişi, bir köy ağası idi ve görevi de Hekimoğlu’ndan Gürcüler’in intikamını almak, onu
tepelemek, çevrede iyiden iyiye bozulmuş olan asayişi sağlamak için kabul etmiş bulunuyordu. Tabi
Hekimoğlu Fatsa ve diğer çevre yerlerde adamlarından bu haberi öğrendi ve hiç de memnun olmadı.
Hulusi Ağa, Hekimoğlu’nun Kumru’yu kendine bir çeşit üs olarak seçmiş olduğunu biliyordu.

Hulusi Ağa daha sonra Hekimoğlu’nun Bohçaarmut Yaylası’nda olduğunu öğrenmiş ve onların saklanmış
olduğu köyü ve fırını sarmışlardır. Sabah vakti olduğundan fırıncı, fırını daha yakmamıştı. Hulusi
Ağa ve adamları, Hekimoğlu ve adamlarına teslim ol çağrısında bulundular; fakat cevap ‘hayır’ olunca
büyük bir çatışma başladı. Hekimoğlu, Hulusi Ağa’nın yerini tespit etti ve başının yarısını gördüğü
halde, Hulusi Ağa’yı vurdu. Fırının etrafı sarıldığından kaçacak yerleri yoktu. Fakat fırının arka
tarafı biraz çalılıktı ve kaçmaya müsaitti. Fırının ekmek pişen yerinde, bir kişi sığacak kadar yer
açarak kaçtılar.10

Hekimoğlu kendisini ele geçirmeye çalışan muhacirlerden Tahmazoğlu Hulusi Ağa’yı bir çatışma
sırasında âdeta kendisiyle bütünleşen “aynalı martin”iyle tek kurşunla vurarak öldürünce daha da
ünlendi. Seyyid Ağa’nın yeğenini öldüren Hekimoğlu’nun muhacirlerin baskısıyla jandarma ve
gönüllüler tarafından takibine çıkıldı ve öldürülmeye çalışıldı. Ancak, Hekimoğlu, kendisini ele
geçirmeye çalışan kuvvetleri epeyce meşgul ederek uzun süre yakalanmamayı başardı. Yine, kabul gören
görüşlere göre bunun da sebebi Hekimoğlu’nun ırza, namusa çok düşkün, ahlâklı bir kimse olması, bir
de yardım ve barınma imkânı veren köylerde bulunmasıydı.11

Hekimoğlu derler benim de aslıma!

Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime.

Konaklar yaptırdım döşetemedim,

Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim!

Konaklar yaptırdım mermer direkli,

Hekimoğlu sorarsan narinim demir yürekli!

Bahçe armut dibinde kaymak yedin mi?

Hekimoğlu’nu görünce narinim budur dedin mi?

Çiftlice Muhtarı puşttur, pezevenk;

Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek.

Hekimoğlu derler bir ufak uşak,

Bir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişek!

Hekimoğlu Af İstiyor

Devletin resmî belgelerine göre senelerden beri Trabzon ve Sivas Vilâyetleri dahilinde dolaşarak
hükûmeti uğraştıran, halkı korku içinde bırakan ve bir türlü ele geçirilemeyen Hekimoğlu İbrahim,
hükûmetten af talebinde bulundu. Sivas Vâlisi Nazım, Tokat Mutasarrıflığı’na dayanarak bu konuda
Dahiliye Nezareti’ne çektiği 18 Kasım 1909 tarihli telgrafta Hekimoğlu’nun Ünyeli bir şahıs
aracılığıyla, Niksar Kaymakamlığı ile Redif Binbaşılığı’na bir varaka gönderdiği ve vilâyet
dahilinde bulunan kaza kaymakamlıklarından birine teslim olmak arzusunda olduğunu bildirir; ‘şahsi
hukuk’ saklı kalmak isteğiyle birlikte Hekimoğlu’na teminat verilerek af isteğinin kabulünün uygun
olacağı belirtiliyordu.12

Sivas Vilâyeti’nden alınan telgraf üzerine Dahiliye Nezareti’nden Sadaret’e 22 Kasım 1909 tarihli
bir arz gönderilerek ‘şaki-i şehir’ yani ünlü eşkıya Hekimoğlu İbrahim’in af isteğinin kabulünün
uygun olacağı bildirildi ve yapılacak işlem için teminat istenildi.13

1910 yılında da Ordu, Fatsa ve Ünye kazalarında kargaşanın ve bir bakıma anarşinin en üst düzeyde
olduğu anlaşılmaktadır. Muhacir Gürcüler’le, Türkler arasında kavga şiddetlenerek devam etmekteydi.
Asayişsizliğin hüküm sürdüğü bu kazalardaki durumu bizzat takip ve alınacak önlemleri yerinde tespit
etmek için Vâli bu yöreye gitmiştir. Yörede incelemede bulunan Trabzon Vâlisi Mustafa, yerinde
tespit ettiği hususları Fatsa’dan çektiği 17 Ocak 1910 tarihli bir telgrafla Dahiliye Nezareti’ne
rapor etti. Trabzon Vâlisi’ne göre Ordu, Fatsa, Ünye ve Niksar kazalarında iskan edilen Kafkasya
Gürcüleri, eski yurtlarındaki huylarını, yaşama tarzlarını, âdet ve ananelerini aynen devam
ettirmekte, adam öldürme, mal gasbetme, meskene tecavüz gibi suçları burada işlemekte, etrafa
tecavüzleri her geçen gün artmaktaydı.

Gürcüler’den cinayet işleyenler etnik duygularla komşu kazalarına yerleşen Gürcüler tarafından da
himaye görmekte, kendilerine yardım edilmekteydi. Bu nedenle Ordu, Fatsa ve Niksar kazalarında önlem
olarak gerektiğinde ‘Çeteler Kanunu’nun uygulanması gerekmekteydi. Ancak Trabzon Vâlisi’nin
raporundaki bir istediği; Dahiliye Nezareti’nin 20 Ocak 1910 tarihli telgraf müsveddesine göre
‘Çeteler Kanunu’nun her vilâyette uygulanmasının memlekette asayişin olmadığı anlamına gelebileceği
görüşü dile getirildi ve Ordu, Fatsa ve Niksar kazalarında uygulanma talebi ‘Kanunun uygulanmasını
gerektirecek bir durum olmadığı’ gerekçesi ile kabul görmedi.14

Samsun’dan, Trabzon Vâlisi Mustafa imzalı, Dahiliye Nezareti’ne çekilen 21 Ocak 1910 tarihli
telgrafta, diğer eşkıyaların yanında yine söz konusu olan Hekimoğlu İbrahim’di ve Sivas Vilâyeti’ne
bir yazı yazılarak müfrezelerin ‘eşkiyadan’ Hekimoğlu ve avanesinin takibine çıkarıldığı
bildiriliyor; Fatsa’da adliye teşkilâtının henüz tam anlamıyla teşekkül etmediği ve işlerin,
yetkileri sınırlı hakim ve müstantik elinde kalmış olması sebebiyle adliye teşkilâtının bir an evvel
tam anlamıyla icraat yapar hale getirilmesi gerektiğine işaret ediliyordu.15

Bunun üzerine harekete geçen Dahiliye Nezareti 23 Ocak 1910 tarihinde Adliye Nezareti’ne gönderdiği
yazıda, Fatsa kazasında henüz adlî teşkilât icra kılınmamış ve adlî işler iktidarı sınırlı bir hâkim
ile hali ve kıyafeti verilen vazifesinin ehemmiyetine uygun olmayan bir müstantik elinde kalmış
olduğundan bahisle mezkur kazanın adlî teşkilâtının bir an evvel icrası lüzumu Trabzon Vilâyeti’nden
çekilen telgrafnamede bildirilmekle, gereğinin süratle yapılmasını istemektedir.16 Hükûmeti meşgul
eden sadece Hekimoğlu değildi. Ordu Mutasarrıflığı’nın Trabzon Vilâyeti’ne, Trabzon Vilâyeti’nin de
29 Ocak 1910’da Mustafa imzalı Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği yazıda şunlar belirtilmektedir.17

“Evvelce arz olunduğu veçhile Ünye ve Fatsa’da ve Samsun’da tertip olunan müfrezelerden Liva
Jandarma Kumandanlığı refakatinde bulunan müfreze vasıtasıyla suç erbabından kaçmakta bulunan
Fatsa’nın Uçalan (?) Köyü’nde Batak Mehmet ile kayınbiraderi İbrahim ve Karataşoğlu Ahmet ve Ergen
Köyü’nde Pelitoğlu Salih ve Niksarlı sürekli suç işleyenlerden iki şahıs bir fakir kadın ile beraber
ele geçirilerek adliyeye teslim olunduğu Canik Mutasarrıflığı telgrafnamesi üzerine arz olunur.”

Yine Trabzon’dan Dahiliye Nezareti’ne yazılan 19 Şubat 1910 tarihli ve Mustafa imzalı yazıda, Fatsa
ve civarı kazaları dolaşarak mahallî asayişi karıştıranlardan Dadyan Arslan adlı şahıs ile Samsun
hapishanesinden firar eden, Fatsa’nın Ergen Köyü’nden Çuvakşiyan oğlu Mevlüd’ün teslim alındığını
bildirmektedir.18

Hekimoğlu İbrahim’in bu af talebi Sivas Vâlisi tarafından Dahiliye Nezareti’ne çekilen ve
Hekimoğlu’nun af isteğinin bildirildiği telgraf 7 ay sonra Sivas Vâli Vekili Şurayı devlet
riyasetine 20 Mayıs 1910 tarihli bir mektup gönderdi. Burada Hekimoğlu’nun Gürcüler’le arasında
meydana gelen soğukluk yüzünden dağlara çıkmış olduğu ve bir takım Gürcü eşkıyasının tecavüzünden
rahatsız olan yerli ahali tarafından bu nedenle korunduğu ve takip müfrezelerine izinin
gösterilmediği, bunun için de takipten bir netice alınamadığı belirtiliyor.

Af kabul edilmediği taktirde Hekimoğlu’nun Trabzon ve Sivas Vilâyetleri’ne bağlı köylerde
dolaşacağı, peşindeki Gürcü eşkıyasının da köylerdeki ahaliyi huzursuz edeceği ve zarar vereceği
ifade ediliyordu. Bunun için yapılacak işlem için talimat bekleniyordu. Özellikle Niksar ve
çevresinde dolaştığı, asayişi ihlâl ettiği için Hekimoğlu’nun af edilmesi konusunda ısrarlı olan ve
konunun takipçisi görünen Sivas Vilâyeti, Vâli Mehmed Emin imzasıyla bu defa 6 Haziran 1910
tarihinde Dahiliye Nezareti’ne şifreli bir telgraf gönderildi.

Bu şifrede yine Hekimoğlu’nun Gürcü eşkıyasının tecavüzden rahatsız olan yerli halk tarafından
korunduğu bildiriliyor. Başkaları tarafından ‘İcra-yi şekavet’ edilerek yapılan suçların
Hekimoğlu’nun üzerine atılacağına dikkat çekiliyor, bu yüzden de ahalinin bundan zarar göreceği
belirtiliyordu. Vâli Mehmed Emin, Tokat’taki incelemeler ânında bu bilgilere ulaşmış ve bunun
önlenmesi için Hekimoğlu’nun “memleketin ve ahalinin emniyeti için” af edilmesinin uygun olacağını
yazmıştır. Dahiliye Nezareti de, Hekimoğlu’nun affı konusunu 9 Haziran 1910 tarihli arz ve sadaret
makamından tekrar sormuştu.19

Nihayet Hekimoğlu’nun affı ile ilgili olarak beklenen Şura-i Devlet kararı ortaya çıkmış ve karar
Şura-i Devlet Reisi’nin imzasıyla 15 Haziran 1910 tarihinde Dahiliye Nezareti’ne bir telgrafla
bildirildi. Buna göre, karar için önce Mülkiye Dairesi’nde, Sivas Vilâyeti’nden alınan tezkire affa
esas teşkil edecek izahat bulunmadığı hükmüne varılmış, daha da önemlisi affın kabulü halinde
emsaline bir bakımına haklı örnek teşkil edeceği gerekçesi ile Hekimoğlu’nun af talebi kabul
edilmemiştir.20

Hekimoğlu’na Ağır Bir İtham

Hekimoğlu’nun takibine çıkanlardan birisi de Niksar Jandarma Bölük Kumandanlığı’nda görevli
Hacı Nuri Çavuş hakkında Hekimoğlu’nu takip için gittiği köylerde “devr-i istipdadda” olduğu gibi
halka zulüm ettiği, halktan içmek için içki istediği, ambarları boşalttığı şeklinde şikayetler yer
almaktaydı. Halk, eşkıyalardan zor ile vicdansız memurlardan resmen zulüm görmekte, artık
tahammülsüz hale geldik” demekteydiler. Ancak, Hacı Nuri Çavuş hakkındaki bu iddiayı hükûmet kabul
etmemiştir. Hükûmete göre Hacı Nuri çavuş ve mahiyetindekiler kanun dışı bir harekette bulunmamakta
idiler. Bir görüşe göre böyle bir dedikodu ve şikayet, Hekimoğlu’nu korumak, takibi amacından
saptırmak için Metropolid Vekili Hanyeri Papazı Yorgo Efendi’nin kandırmasıyla Kıllıgeriş Papazı
Konstantin ve Dirama efendiler tarafından çıkarılmaktaydı. Rum tebaasından köylüler bu yüzden
Metropolid’in kışkırtmasıyla Hacı Nuri Çavuş’u şikâyet eden dilekçe vermekteydiler.21

Asıl önemlisi Niksar Kaymakamlığı tarafından Hekimoğlu hakkında çok önemli bir suçlamada
bulunulmuştu. Bu da Hekimoğlu’nun tenassur ettiği, yani din değiştirerek Hıristiyan olduğu
iddiasıdır. Bu ihbar Niksar Kaymakamlığı’nın 22 Kasım 1911 tarihli telgrafıyla hükûmet merkezine
bildirilmiştir. Telgrafta Hekimoğlu İbrahim’in din değiştirdiği, Hacı Nikola ismi ile anıldığı,
takibe çıkan müfreze tarafından ele geçirilen evrakın tetkikinden anlaşıldığı bildirilmekte,
Hekimoğlu’nun ailesinin Kıllıgeriş Köyü’nde muhafaza edildiği, eşyasının da köy papazının ve diğer
evlerden çıkarıldığı, Hekimoğlu’nun bir köylüden takas yoluyla aldığı bir atın da Metropolid
tarafından satın alındığına değinilmekteydi.

Yine telgrafa göre Hekimoğlu’nu ele vermek için her türlü yalan ve iftiraya başvurulan Kıllıgeriş
Köyü’nde, Hekimoğlu’nun beş nüfustan ibaret ailesi kalmaktadır ve Hekimoğlu’na ait bir hayli hayvan
ve eşya müfreze tarafından evlerden çıkarılmıştı. Ayhan Yüksel bu konuda, “Hekimoğlu’nun din
değiştirdiği iddiası hakkında bir yorum yapılamamakla birlikte Hekimoğlu’nun Gürcüler’den ve hükûmet
kuvvetlerinden saklanmak için bir Rum köyü olan Kıllıgeriş’teki davranışları, bu yönde ortaya
konduğu düşünülebilir.” demektedir.22

Hekimoğlu İçin Tetikçi Bulunuyor

Daha sonra Hekimoğlu’nun izini sürme işinde olay farklı bir boyuta taşınmıştır. Takipten bir netice
alamayan hükûmet, Hekimoğlu’nu ortadan kaldırmak için mahkûmlardan bir tetikçi bulmuştu. Belge’ye
göre bulunan tetikçi şayet başarılı olursa, yani Hekimoğlu’nu öldürürse kamu hukuku nedeniyle aldığı
cezadan af edilecekti. Hekimoğlu’nun bu şartlar içinde ortadan kaldırılması için Trabzon Vâlisi
Mehmet Ali imzasıyla Dahiliye Nezareti’ne 10 Nisan 1913 tarihinde şifreli bir telgraf çekildi.
Dahiliye Nezareti, Trabzon Vilâyeti’nden aldığı bu şifreli telgraf üzerine 12 Nisan 1913’de Adliye
Nezareti’ne gizli ve acilen cevaplandırılması kaydıyla yazı yazmış ve görüş istemiştir.23 Ancak bu
konuda ne tür cevap alındığı ve ne yapıldığı hakkında bilgiye sahip değiliz.24

“Sivas, Trabzon ve Canik Sancakları dahilinde pek çok efal-i şekavetkaranenin irtikab eylemesinden
dolayı senelerden beri takip edildiği halde derdest edilemeyen erbab-ı cinayetten Fatsalı Hekimoğlu
nam şahsın izale-i vücudu için adam bulunmuş ise de husulü muvaffakiyet halinde hukuk-ı umumiyecek
(?) edilmek üzere kendisinin temini lâzım geleceği Jandarma Kumandanlığı’ndan bildirildiği Trabzon
Vilâyeti Âliyesi’nden alınan telgrafnamede izbar kılınmakta olup, bu babdaki mütalâayı âliyelerinin
müsaraa-i imba buyrulmuş.”

Gürcüler’in intikamını almak isteyenlerden biri de, Hulusi Ağa’nın Köyü Salihli’den Dadyan Arslan
adlı Gürcü genciydi. Murat Sertoğlu’na göre, “Dadyan Arslan”, adının şahsına uygun düştüğü nadir
kişilerden biri idi. Gayet uzun boylu, geniş omuzlu bir adamdı. Ben onun Fatsa’da oğlunu görüp
tanıdım” diyor. Dadyan Arslan, Hekimoğlu’nun dağda, taşta yakalanmayacağını bildiğinden bol para
vererek, her köyden kimsenin şüphelenmeyeceği kişileri ajan tuttu ve istihbarat ağı kurdu. Ayrıca bu
kan davasının bittiğini de Hekimoğlu’nun duyması için de aşikâr söylüyordu. Bunun üzerine Hekimoğlu
adamlarını tek tek saldı ve yanında Gedikli Halil ve iki yeğeni kaldı. Artık yol kesmiyor. Dağa adam
çıkarmıyordu.25

Hekimoğlu Ne Zaman Vuruldu?

Bu zamana kadar yayımlanan bütün çalışmalarda Hekimoğlu’nun 1910 yılında arkadaşı Alanlı Osman ile
birlikte vurulduğu yazılmakta, kaynak olarak da son yıllarda Fatsa’da bulunan Yunanistanlı misyoner
Jan tarafından çekilen ve Fatsa Belediyesi’ne gönderilen fotoğraf gösterilmekte ise de
yayımladığımız belgeler Hekimoğlu’nun bu yıllarda yaşadığını açıkça göstermektedir.

Murat Sertoğlu’na göre Hekimoğlu, yeğenlerinin vurulduğu Korgan, Tepealan Köyü’nde arkadaşı Gedik
Halil ile birlikte muhtarın ihbarı üzerine takip müfrezesi ve kendilerine katılan, daha önce Trabzon
Vâlisi tarafından “asayiş-i mahalliyyeyi ihlâl edenlerden” biri olarak gösterdiği Gürcü Dadyan
Arslan ve Tahmazoğlu Yusuf tarafından çıkan çatışmada öldürülmüştür.26 Osmanlı arşiv belgeleri bu
sayılan şahsiyetleri doğrulamadığı, Hekimoğlu’nun asıl öldürülüş şeklini ortaya koymaktadır.

Ayhan Yüksel tarafından Tombak Dergisi’nde yayımlanan, Canik Mutasarrıfı Necmî imzasıyla Dahiliye
Nezareti’ne çekilmiş 27 Nisan 1913 tarihli telgrafa göre, Hekimoğlu 13 Nisan 1329 (26 Nisan 1913)
gecesi sekiz saat süren bir çarpışma sonunda kendi köyü olan Yassıtaş’ta vurularak öldürülmüştür.
Canik Mutasarrıfı Necmî, Hekimoğlu’nun ölü ele geçirilişini şöyle bildirmektedir.27

Niksar, Fatsa, Ordu kazaları dahilinde icra-yi şekavet-i vahşiyyat ederek bu ahaliyi sekenesini
bizar eden ve iki seneden beri Tokat ve Fatsa müfrezeleri tarafından takip edilmekte bulunan şaki
Hekimoğlu nam şeririn üç gün evvel hanesine gelerek ihtifa eylemekte olduğu haberi alınmasıyla
kuvve-i takibiyye tarafından abluka edilerek, gece sekiz saat devam eden müsademede şaki ile
avenesinden birinin maktülen der-dest edildiği ve diğer rüfakasının da şiddetle takip edilmekte
bulunduğunu Fatsa Kaim-makamlığı’ndan işar olmağla bera-yi ma’lumat ma’ruzdur.”

Belgede Hekimoğlu’nun yanında ölü olarak ele geçenin Alanlı Osman mı ya da Gedik Halil mi olduğuna
dair bilgi bulunmamaktadır. Fakat, Hekimoğlu’nun ölü ele geçirilişinde bulunanların Jandarma Süvari
Müfreze Kumandanı Şakir Onbaşı ile dokuz nefer olduğu yazılıdır. Üç ayı aşkın bir zamandan beri
müfrezeye kılavuzluk ederek Hekimoğlu’nun ele geçirilmesinde hizmetleri görülenler ise Fatsa’nın
Sayaca Köyü’nden Keşişoğulları’ndan Todar ve Yorika isimli iki şahıstır. Canik Mutasarrıflığı, Fatsa
Kaymakamlığı’nın teklifi üzerine Hekimoğlu’nu ölü ele geçiren Şakir Onbaşı ve dokuz nefer ile
kılavuzluk yapan Todor ve Yorika’nın münasip bir miktar para ile taltifini Dahiliye Nezareti’nden
talep etmiştir.28

Hekimoğlu Türküsü

Ümit TOKCAN

Ne olursa olsun Hekimoğlu’nu sevenler onun arkasından gözyaşları dökmüşler ve bir de ağıt
yakmışlardır. Eski düşmanlıkları körüklüyor diye bir ara Gürcüler tarafından yasaklanmak istenen,29
fakat bugün de hemen her tarafta söylenen ve memlekete yayılmış olan bu ağıtı, Ordulu Ümit Tokcan
tüm Türkiye’ye yaymıştır. Uzun yıllar Fatsa, Ordu, Tokat, Niksar ve Samsun dağlarında hüküm süren,
halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan, yöre halkı tarafından sevilen
Hekimoğlu’nun öldürülmesi üzerine bu türkü dilden dile, nesilden nesile söylenerek, bugüne kadar
gelmiş ve radyo repertuarına girmiştir.30

Osman DOĞAN

Hekimoğlu derler benim aslıma
Aynalı martin yaptırdım da narinim kendi neslime

Evlerinin önü arpa sergisi
Hekimoğlu İbrahim de narinim ayva sarısı

Hekimoğlu İbrahim taştan bakıyor
Elindeki martini de narinim canlar yakıyor

Konaklar yaptırdım hurma dalından
İçin döşedemedim de narinim acem şalından

Konaklar yaptırdım mermer direkli
Hekimoğlu dediğinde narinim aslan yürekli

Konaklar yaptırdım döşedemedim
Ünye, Fatsa bir oldu da narinim baş edemedim

Hekimoğlu derler bir ufak uşak
Bir omuzdan bir omuza da narinim on arma fişek

Bugün günlerden pazardır Pazar
Çitlice muhtarı da narinim puşluklar düzer

Ünye, Fatsa arası ordu da kuruldu
Hekimoğlu İbrahim de narinim o da vuruldu.
HEKİMOĞLU

Necmettin Şahin

KAYNAKÇA :

4) Sertoğlu, Mithat – “Kahramanlar Kahramanı Hekimoğlu” İstanbul 1983.
5) Yüksel, Ayhan – “Eşkıya Hekimoğlu” Tombak, Sayı : 35 (Aralık 2000), s. 72 – 75; Ayhan
Yüksel – Eşkıya Hekimoğlu İbrahim’in ‘Aynalı Martin’ Tüfeği, Hürriyet Tarih 27 Kasım 2002, s. 20 -

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: