KEŞAP İLÇESİ HABER YORUM VE FORUM SİTESİ


GENÇ VE NİŞANLI BIR FINDIK ÜRETİCİSİNİN GÜNLÜGÜ

Yazı kategorisi: KATEGORİLER yazan: eratyas tarih: Temmuz 1, 2007

ONUR GÜLBUDAK

İsmi bizim fantazya kapasitemize kalmış genç bir Karadeniz köylüsü, sabah yaklaşık 06.30 sularında uyanır. Çise henüz kalkmamış, üstelik karşı dağları duman almıştır. Oysa ki, en az üç, mümkünse beş, köy gençlerine caka taslarken en az sekiz tepeyi, hatta yöre köylerinin tepelerinin tekmilini, hiç olmadı nişanlısının mahallesi ile kendi evini birbirine bağlayacak teleferik düşü için her sabah en taze bakışlarla karşı tepeler izlenmeli, Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun en büyük teleferiğinin düşünsel hazırlıkları artık tamamlanmalıydı.
Kahramanımız teleferik hülyalarından anasının tiz sesiyle kendine gelir… Lakin, gelir kendine gelmesine de, “kendi”, gelen’i burun kıvırarak karşıladığından mıdır, yoksa daha kapıya gelmeden kovduğundan mıdır bilinmez, kahramanımızın kollarına iktidarsızlık, bacaklarına da anarşi hakimdir. Yatağa yıkılıvermese de, şöyle bir uzanmadan edemez o yüzden… Annesi, tiz makamdan “odun, bıçkı, girebi” gibi yapılacak işlerin tellallığını yapan bir dizi çığırtı sallamakta, dahası bu çığırtıları zaman zaman, “huuuuuuu!” şeklinde, akıllara durgunluk veren desibelde bir ünleme ile pekiştirmektedir. Genç kahramanımızın kolları ve bacaklarından sonra başıboşluk ve söz dinlemezlik kortejine baş ağrıları da katılır. Baş ağrıları, usunda ne var ne yok evire çevire tokatlamakta, kimisini de okkalı şamarlarla dışarı fırlatmaktadır. İşte kahramanımız o dışarıya tekmelenenleri toplayıp toplayıp bakmaktadır yüzlerine… Tekmelenenlerin üzerinde “Zapsu, fındık kurdu, istifa, hükümet, panzer, gaz bombası, taban fiyat, başbakan” vb. yazmaktadır.
Efendim genç kahramanımız pek yorulmuştur önceki gün. Zira önceki gün, tam 11 saat eyleme katılmış, yollar kapatmış, eylemciler üzerine süren panzere çamur fırlatmış, pek netameli müstakbel fındık hasadına ilişkin öfkesinin ve umudunun alayını sahil yoluna bırakmış, velhasıl coplu, nezarethaneli bir gece geçirmiş, tabiatında bitap düşmüştür.
Gece de rüyasında nişanlısının bıkkın ve beklentili halini görmüş, fındık fiyatının 2 liraya düşmesiyle “ha şu hasadın parasıyla, ha bu hasadın parasıyla” diye erteledikleri düğünü, bu kez gündeme dahi alamayacaklarının burukluğu ile duygusal olarak çok yıpratıcı, acı hülyalı psikanalitik bir gece geçirmiştir.
Kabuslar
Kahramanımız gece boyu kabuslarla uyanmış, iki hasat önce tam düğünü yapmaya hazırlanırken bir önceki hasattan alacağının faizini isteyen tefecinin ve aldığı fındıktan fiyat kıran tüccarın ani ataklarıyla düğünü hayaller muhitine zorla göç ettiren, göç ne demek, bütünüyle tehcir eden o kötü günlerin kabusuyla defalarca terler içinde uyanmıştır. Dahası, hasada güvenerek bu yılda aynı tüccardan borç para alınmış, lakin fındığa biçilen fiyat, borcu ödemekte dahi aciz kalmaktadır.
İnce, pis bıyıklarıyla ve göbeğiyle mevzu bahis fındık tüccarı, kabus boyu sırıtmış, zaman zaman da korku filmlerindeki bedbaht kahramanlar gibi ürkütücü kahkahalar atmıştır.
Kahramanımız geçirdiği feci geceden, o dehşet iklimden bir an olsun uzaklaşmak, artık güne adapte olmak ister… Karnı da acıkmıştır ki, önceki gün tazyikli panzer suyunu ve polis copunu saymazsak, haşlanmış mısırdan ve Bafra dondurmasından başka şey yememiştir. Eylem boyunca bir önceki günden artan ve kuzine sobasının üstünde işveli işveli duran kirmit mantarı yemeğini ve mısır ekmeğini hayallemiş, eve gittiğinde mantarın bitmiş olacağı düşüncesiyle hayıflanmıştır. “Lahana vakti olsa da, sabah serininde şıf çıtlatsam” diye düşünür ya, yerine karayemişi ikame ederek fındık hallerini düşünmeye devam eder…
Önceki gün kürsüye çıkıp yolu açmayı telkin eden kaç kişiyi yuhladığını hesaplamaya çalışır. Bir kere Ziraat Odası Başkanı’nı bizzatihi kendisi indirmiştir aşağıya… Sonra Polis Şefi, Alay Komutanı derken en şevkle haykırdığı sloganın “Yuuuuhhh!” olduğunun ayırdına varır. Sahi, Şu Giresun’dan gelen paşanın karşılarında pipo içmesine de ne çok kızmıştır… Ne çok öfkelenmiş, ne çok parasız kalmış, ne çok bekler kalmıştır ki, Zapsu’nun önce darağacına çekilen, sonra yakılan maketini izlerken zevkle gülmüş, bir an bunca yoksulluğu başlarına salanın Zapsu olduğunu düşünerek pek rahatlamıştır… Öyle ki aslında yıllardır, yani fındık kurdu Zapsu’dan önce de yoksul olduğunu anımsaması çok uzun sürmemiş, o an, ertelenmiş düğünü aklına getirerek yeniden kederin gözde semtindeki kondusuna ikamet etmiştir.

Evlense de…
Gerçi evlense de bu hasatla çocuk büyütemeyeceğini, büyütse de okula gönderemeyeceğini, gönderebilse de aç kalacaklarını, aç kalabilseler de evliliğinin zorlaşacağını, buna katlansa da giderek çökeceğini, giderek çökmeyi kabullense de takatsiz ve moralsiz düşüp işlere koşturamayacağını, koşturamayacak olmasını çok önemsemese de anasına babasına yardım edemeyeceğini, yardım edemeyeceğini onlara anlatabilse de köyde olmayan diğer kardeşlerini kendisini ayıplayacaklarını, ayıplanmayı göze alsa da köyde dedikodu çıkacağını, dedikodulara kulak asmasa da anasının muhakkak asacağını, zaten o zamanlarda bir yerde pis bıyıklı, göbekli tüccarın ve tefecilerin tekmilinin birden alacakları için kapıya gelip tespih çekeceklerini düşünerek köyün delisi olmaya kanaat getirecek olur ki, nazlı yari endamını edasına peştamal yapıp geçiverir gözünün önünden. Zapsu’nun miting alanında üzerine kırmızı renkte çarpı konmuş o fotoğrafını getirerek aklına bir küfür daha savurur. Halbuki, tüm yerel ve evrensel küfürleri eylem alanında savurduğunu düşünmektedir ya, devrana, feleğe ne kadar sövsem azdır diye düşünür.
Kahramanımız kendini pek karışık hissetmektedir. Oysa önceki gün kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını düşünecek kadar cesur olduğunu hissetmiş, öfkesinin Başbakan’ı Ordu’ya getirecek kadar kudretli olduğuna inanmıştır. Bugünse Çardik kuşunun sesi gibi, kavrulmuş merülcen gibi, galdirik otu gibi karışık gibi hissetmektedir kendini…
Sahi önceki gün, havaya ateş açan polise göğsünü gerip, “Havaya sıkma, bize sık. Boşa gitmesin, bizim paramızla alınıyor o kurşunlar” diyecek kadar bilgeleşen kendisi miydi gerçekten… Böbürlenir bir süre… Şöyle bir gevreklik oturur beyaz yanaklarına…
Ardıç tepelerine bakar içli, içli de, “Ey gidi Hekimoğlu” diye mi geçirir içinden bilinmez, bıçkısını, orağını alarak fındık ışkınlarına doğru seyreyler…
Not: Bu metin fındık bahçesinden yazılmıştır…
ONUR GÜLBUDAK: Psikolog /fındık üreticisi

Yorum Yapın