KARADENIZ VE AMAZONLAR (1)
Bir Amazon.İ.Ö 430(Metropolitan Museum)
AYŞE HÜR
Antik dönemden günümüze ulaşmış en etkileyici kadın imgelerinden biri hiç kuşkusuz Amazonlara ilişkin olanlardır. Hem Yunan hem de Anadolu mitolojisinin önemli bir parçası olan “tek göğüslü”, korkusuz ve vahşi Amazon kadınlarının, uçsuz bucaksız steplerde ellerinde mızrakları, omuzlarında ok ve yayları ile erkeklerden oluşmuş ordulara korkusuzca karşı koymalarına ilişkin anlatılar tam 3000 yıldır canlılığını ve çekiciliğini korur. Amazonlara anlaşılır nedenlerle ilgi duyan feminist çevreler, “kadın savaşçılar” fikrinin “erkek egemen dünyanın parçası olanlar” için hem cezbedici hem de ürkütücü bir yan içerdiğini ileri sürer. Onlara göre bu hikâyeyi ilginç kılan, erkekten bağımsız bir kadın fikri ile bir kadının egemen olduğu durumun ne kadar korkutucu olduğu konusunda deneyim sahibi erkeğin hissettiği rahatsızlığı bağdaştırmasıdır. Amazon kadınlara ilişkin erken dönem hikâyeleri ve resimlerinin en dikkat çekici unsurlarından olan, savaş sırasında ok atmalarını engellememesi için sağ göğüslerini kesmeleri ritüeli, antik dönemde toplumsal iş bölümünde en üst düzey görev olan savaşma işini elinde tutan erkeğin egosuna yöneltilmiş şiddetli bir saldırı olmalıdır. Bu hikâyede feminist hareketi asıl ilgilendiren ise, kadınların toplumsal hiyerarşinin en üst basamağında olduğu bir “altın çağ”ın varlığına yeni bir kanıt bulma ihtimalidir.
Antik dönemde Amazonlara ilk değinen kaynak Homeros’un (MÖ 8.- 9. yy)
İlyada’sıdır. Ardından yüzlerce tiyatro eserine, şiire, hikâyeye konu olur Amazonlar. Bu eserlerde Amazonların yaşadığı coğrafya sürekli değişir,
Yunanlıların coğrafi bilgileri geliştikçe Amazonlar daha uzak topraklara atılırlar, ancak temel izlek değişmez: Amazonlar “erkek düşmanı, tek göğüslü, savaşçı kadınlardır.” Amazonlar mitolojide ilk olarak Thermodonda (Samsun dolaylarında) civarına yerleşik olarak tanımlanır. Yine mitolojiye göre daha sonra Themiscyria (Terme) savaşında Yunanlılara yenilirler ve Karadeniz’in kuzeyindeki İskit ülkesi Palus Maiotis’e (Azak Denizi civarı) göçmek zorunda kalırlar.
Bugüne dek Amazonların ya da aynı özellikleri taşıyan başka kadın topluluklarının varolduğuna dair güçlü fiziksel kanıtlara rastlanmamasından
dolayı konu daha çok antropolojik açıdan ele alındı. Araştırmacıların büyük bir kesimi için Amazonlar sadece bir metafordur ve o dönemdeki Yunan toplumunun, kendinden farklı bir biçimde örgütlenmiş uzak bir topluma yönelik korkularının, kuşkularının, önyargılarının bir yansımasıdır. Bir diğer deyişle Yunan toplumunun “ötekisi” dir. Ancak burada bizi daha çok ilgilendiren bir durum vardır ki, bu da Amazonların özel olarak “doğru, uygun, yakışık alır biçimde davranan” bir kadın tiplemesinin “ötekisi” olmasıdır.
Kahramanlar Amazonlara karşı
Bu önermeye ilişkin kanıtları Yunan mitolojisinde buluruz. Amazonlarla savaşmaya gidenlerin hemen hepsi antik Yunan kültürünün en önemli erkek kahramanlarıdır. Bu karşılaşmalardan ilki Zeus’un üvey oğlu Herakles ile Amazon kraliçesi Hyppolite arasında yaşanır. Herakles (Roma mitolojisinde Hercules), kendisinden nefret eden üvey annesi Hera’nın neden olduğu bir delilik nöbeti sonunda karısını ve çocuklarını öldürdükten sonra bu günahının kefareti olarak “Oniki İş” adıyla bilinen bir cezaya çarptırılır.
Hepsi birbirinden belalı olan bu Oniki İş’ten Dokuzuncu İş Amazon kraliçesi
Hyppolite’in büyülü kemerini almaktır. Nitekim Herakles Hyppolite’yi öldürür ve kemerini alır. Böylece Yunanlılar, hem kendi “ötekileri” olan Amazonlara boyun eğdirir hem de “erkek” kadını alteder.
Amazonlarla karşılaşan ikinci mitolojik kahraman, bazen deniz tanrısı Poseidon’un oğlu olarak da tanımlanan, Atina Kralı Theseus’tur. Bu konudaki hikâyeler, Theseus’un tek başına ya da Herakles ile birlikte Amazon kraliçesi Antiope’yi (ya da Hyppolite’yi) kaçırması etrafında gelişir. Theseus tarafından Atina’ya getirilen kraliçe, kendisini kurtarmak
isteyen Amazon ordusu ile Atinalılar arasında çıkan meydan muharebesinde yaşamını yitirir. Yunanlılar bir kez daha Amazonları yenmiştir. Elbette “erkek” de kadını… Bir diğer karşılaşmanın kahramanı, savaş tanrısı Ares’in kızı olan ve kaza ile kızkardeşi Hyppolite’yi öldürdükten sonra Troya’ya sığınan Penthesilea’dır. Bu olay Troya savaşına rastlar. Troyalılarla birlikte Yunanlılara karşı savaşmaya başlayan Penthesilea, deniz tanrıçası Tethis’in oğlu Akhilleus tarafından savaş alanında öldürülür. Hikâye, Akhilleus’un ölü Amazon kadınına âşık olmasıyla devam eder. Burada anlatılanlar arasında iki unsur dikkati çeker: Birincisi Amazon kadını Penthesilea’nın savaştan, erkeklerden ve ölümden korkmayan güçlü bir kadını simgelemesi ve O’nu sadece çok önemli bir Yunan kahramanın yenebilmesidir. İkincisi ise ancak ölümden sonra, artık erkek düzenini tehdit eden bir savaşçı olmayıp, sadece bir kadın olarak yerde yatarken, sessiz ve uysal bedeninin güzelliği karşısında çarpılan Akhilleus’un aşkına layık hale gelmesidir.
Amazonların bu genel çerçeve dışında, özel olarak “erkek” tarafından onaylanır özelliklere sahip kadın tipolojisinin karşıtı olduğuna ilişkin en somut kanıtlar ise “tarihin babası”diye adlandırılan MÖ 5.yy yazarı Herodotos’un “Historia”sında yer alır. Heredotos’tan anladığımıza göre Yunanlılar için evlilik ve savaşçılık birbirini dıştalayan kavramlardır. Evlilik kadının payına, savaş erkeğin payına düşer. Ancak Amazon kadınları bu modeli tersine çevirirler. Daha doğrusu “hem savaş hem evlilik” derler. Zamanlarının büyük bir kısmını savaşarak geçiren Amazonlar, erkeklerle yılda sadece bir kez, o da soylarını devam ettirmek için ilişki kurarlar. Herodotos önce İskitlerin Amazonlara “oiorpata” (erkek öldürenler) dediğini; Yunanlıların Amazonları Thermodon savaşında yendikten sonra üç gemiye doldurup denize açıldıklarını, bu vahşi kadınların gemideki erkekleri döve döve öldürdüğünü; ancak gemi yönetmeyi, yelken kullanmayı, kürek çekmeyi bilmedikleri için dalgaların önüne kapılarak İskit ülkesine varışlarını anlattır. Sonra Amazon kadınlarının İskit erkekleri ile eşleşmeyi kabul edişleri yani Herodotus’un deyimiyle “Amazonların insanlaştırılması” öykülenir ve konumuz açısından dikkat çekici bölüme gelinir: “….(Amazonlar) cevap verdiler: Biz sizin evlerinizdeki kadınlarla bir arada oturamayız, törelerimiz birbirine benzemez. Biz ok atar, mızrak fırlatır, ata bineriz; ama kadın işleri bilmeyiz. Sizin kadınlarınız dediklerimizin hiçbirini yapamazlar, kadın işleri yaparlar, arabalarının içine kapanıp otururlar, ne ava giderler ne de başka yere, onun için biz onlarla anlaşamayız.”
Heredotos’un belleklerimize kazıdığı bu Amazon imgesi tarih içinde Kuzey Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar uzanan büyük bir coğrafyaya yayılacaktır. Her kültür, zamanın ve toplumun ihtiyaçlarına göre kendi Amazonlarını tekrar tekrar üretecektir. Amazonların izini, Büyük
İskender’in Pers Seferleri’nin anlatılarında, Firdevsi’nin “Şehnamesi”nde
görebiliriz. 1. yy yazarı Sicilyalı Diodoros, “Afrika’da, Libya’nın batısında… dünyanın sınırında bir halk olduğu söylenir, kadınlar iktidardaymış ve yaşam biçimleri bizimkinden farklıymış, çocuk yapmak amacıyla erkeklerle cinsel ilişkiye girerlermiş ama yöneticiler onlarmış, erkekler tıpkı bizdeki evli kadınlar gibi evde kalırlar ve karılarının emirlerini yerine getirirlermiş” diyerek okuyucusunu bu korkunç duruma karşı uyaracaktır. Güney Amerika’daki Amazon nehrinin adını, 16. yy kaşifi F. de Orellana, orada gördüğü savaşçı kadınları Amazonlara benzettiği için koymuştur. Afrika’nın Dahomey bölgesinde (bugün Benin Cumhuriyeti) toplanan 6,000 kişilik bir kadınlar ordusu 1851′de Fransız sömürgecilere karşı kahramanca savaşırlar ve “Dahomey Amazonları” olarak ünlenirler. Ve hikâye günümüze kadar devam eder. Ama bir metafor mu yoksa tarihsel gerçeklik mi sorusunu yanında taşıyarak…
